10 Kasım 2007 Cumartesi

Benim Kedim PATİ

Ben Patiyi çok seviyorum o benim kedim çok minik kapkara 4 hafta 2 günlük bir kedi.Ben onu çok seviyorum adıda çok hoşuma gidiyor.Her gün miyav miyav diyo çok hoşuma gidiyor beni uykumdan uyandırıyor çok gzl odada miyavlıyor...Ben uyanıyorum ve onla oynuyorum...Çok hoşuma gidiyorr....

29 Ekim 2007 Pazartesi

SÖYLENEN SÖZLER

şehitler ölmez, vatan bölünmez..
ezan dinmez,bayrak inmez,şehitler ölmez,vatan bölünmez..
apoonunn piçleri yıldıramaz bizleri..
türk türk tür türk kalacak..apoo piç tir piç kalacak...
uyuma şehidini sahip çıkk

baikan kocaoğlunun sözleri

Hacı Bektaşi Veli Kültür Derneği'ne konuk olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, "Gücümüz var, paramız var. Yarın hesabını veremeyeceğimiz, yanlış anlaşılacak işlere de girmiyoruz. Bunu artık tüm vatandaşlarımız öğrendi" diye konuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bir taraftan borçlarını kapatırken, bir taraftan da kentin her bölgesindeki çalışmalarına aralıksız devam ettiğini belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, kentin "doğru, dürüst, bilimsel ve onurlu" bir şekilde yönetildiğini söyledi. Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Konak Şubesi'nin genel kuruluna katılan Başkan Kocaoğlu, kentin genelinin yararını düşünerek projeler yaptıklarını kaydederek, İzmir'e, 20 senede yapılan yatırımların toplamından daha fazla yatırımın 2 yıl gibi kısa sürede yapıldığının altını çizdi.


İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ayağa kalktığını ve kendi gücüyle çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Başkan Kocaoğlu, "Bu süre zarfında kimseden 1 kuruş bağış almadık, sponsorumuz olmadı. Bağış yapmak isteyenleri, yarın hesabını veremeyeceğimiz yanlış anlaşılacak durumlarla karşılaşmamak için geri çeviriyoruz. Gücümüz var, paramızı sağlıklı kullanıyoruz. Bunu tüm İzmir, tüm vatandaşlarımız öğrendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi sağlıklı, dürüst, doğru, bilimsel ve onurlu bir şekilde yönetiliyor. İzmir emin ellerdedir" dedi.

Sürdürülen projeler ve yapılan işlerle hem İzmir'in hem de İzmirli'nin yolunun açık olduğunu kaydeden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, "Her türlü işimizi yapıyoruz, eksiğimiz yok. Her belediye başkanının korktuğu, (Eksik kalırsa seçimi kaybederim) diyerek adım atmaktan çekindiği altyapı çalışmalarını yapıyoruz. Hepsinin temelini attık yürütüyoruz. Seçime kadar ister bitsin ister bitmesin; bu yapılanlar kente hizmettir. Bittiği kadarını, inşaatını gösteririz halkımıza. (Biz başlattık, şu anda şu noktada) deriz" şeklinde konuştu.

küçük kız rabia'nın mehmetçiğe harşlığı

Genelkurmay Başkanlığı bugüne kadar aldığı en düşündürücü bağışı internet sitesinde yayınladı.

İzmir Karabağlar İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi Rabia Şerife Yıldırım’ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a hitaben yazdığı mektup" "Genelkurmay’a en anlamlı bağış" başlığı ile tanıtıldı.

Mektupta şu sözler yer alıyor: "Sayın Paşam, şahsınızda kahraman ordumuzun, geçmiş ramazan bayramını kutluyor, siz büyüklerimin ellerinden öpüyorum. Paşam, bu bayram büyüklerimizden el öpme hediyesi olarak verdikleri parayı biriktirdim, elli liram oldu. Bunları Mehmetçik Vakfı’na vermek üzere gönderiyorum. Sözümü dedemin öğrettiği şu sözle bitiriyorum. (Atamıza ait) Ne mutlu bana ki Türk yaratıldım, gönlümün gururudur bu; ne esir oldum, ne satıldım. Türklüğümün şuurudur bu. (Ne mutlu Türklüğü ile gurur

İZMİR

İzmir, Cumhuriyet Bayramı'nı her yıl olduğu gibi yine büyük bir katılımla kutlarken, bayram kutlamalarını 84. Cumhuriyet Bayramı Spor Şölenleri ile renklendirdi.

84. Cumhuriyet Bayramı Spor Şölenleri kapsamında, tüm atletlere açık olan atletizm yarışmaları, grekoromen ve serbest stilde güreş müsabakaları, yelken yarışmaları, bayanlar basketbol şampiyonası, İzmir liseler ve ilköğretim okulları arası voleybol şampiyonası, kulüplerarası minikler futbol birinciliği, kulüplerarası hentbol şampiyonası ve yıldız erkek basketbol şampiyonası 29 Eylül-29 Ekim dönemindeki bir aylık süreçte düzenlendi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu belediyenin özellikle gençlerin, bugünün anlam ve önemini daha iyi idrak etmeleri için çeşitli etkinlikler düzenlediklerini belirterek, yüzlerce gencin katılarak mücadele ettiği spor şölenlerinin de bunlardan biri olduğunu dile getirdi. Kocaoğlu "Cumhuriyet Bayramı tüm ulusumuz için özel bir anlam taşımaktadır. Cumhuriyete ve demokrasiye bağlılığından asla ödün vermeyen İzmirliler için ise bu büyük günün anlamı çok daha derindir. Yaşamını, varlığını ve ilkelerini bu temel üzerine oturtan İzmir halkı, Cumhuriyet Bayramı'nı adına yakışır bir coşkuyla kucaklayacaktır" dedi.

GAZİEMİRDE YÜRÜYÜŞ

Dün Ülkeyi yasa boğan terör olaylarının ardından, tüm yurtta olduğu gibi Gaziemir Halkıda sessiz kalmadı. Dün akşam saatlerinde Evka 7 Gençlerinden oluşan 10 kişilik grup ile başlatılan teröre tepki yürüyüşü çığ gibi büyüdü. Gaziemir Meydanında ve Evka 7 de yüzlerce araç ve 2 bin kişinin katılımıyla teröre lanetler okundu. Grup içerisinde genç, yaşlı, kadın ve çocukların hep birlikte tek yürek olması gözlerden kaçmadı. Gaziemir Meydanında İstiklal Marşı'nın Okunmasıyla gösteriler sona erdi.

"ATEŞİN VAR MI?"

Bir mayıs günü karargahında derin derin düşünürken, Kemal içeri girmek için izin isteyen emir erini kabul etti. Adam bastırmaya çalıştığı heyecanından yerinde duramıyordu. “Düşman”, dedi hızlıca, “ateşkes istiyormuş!” Kemal ayağa fırladı, ayağa fırladı.

“Ölüleri gömmek için” diyerek sözlerini bitirdi asker. Kemal yeniden oturdu.

Allah biliyor ya, Anzaklar’ın hakim olduğu yer ile Türk safları arasında kalan sahipsiz alandaki çürümüş ölüler son haftalarda atmosferi iyice zehirlemişti. Yayılan koku, soluk almayı nerdeyse imkânsızlaştırıyordu. Yiyecek ve sular da kirlenmişti ve tırtılları leşte büyüyen korkunç sinekler binlerce yardalık bölgede bir örtü gibi gökyüzünü sarmıştı, ama ateşkes? Kemal, aklınla yepyeni bir fikir hücum edinceye dek, bunu reddetmeyi düşünüyordu. Ölülerin gömülmesi esnasında, diye düşündü, onların dikenli tellerine yakın yerlerde ölmüş bulunan askerlerimizin cesetlerini bulup getirebilmemiz için oralara kadar defin takımları göndermemiz gerekecek, ve siperlerinin bizi ilgilendiren hususiyetleri var. Acilen, personelini çağırdı ve bir plan hazırladılar. Ardından da, Anzaklar’ın savaş alanında yer alan çürümüş bedenlerin temizlenmesi amacıyla teklif ettikleri bir günlük ateşkes ricalarının kabul edildiğini gösteren kısa ancak yeterli bir mesaj gönderdiler.

Ertesi sabah, güneşin doğmasından kısa bir süre sonra, Avusturalya saflarından, askerleri uyarmak üzere öttürülen bir boru sesi duyuldu. Çevredeki tüm atışlar durduruldu. Siperlerde ve hendeklerde alışılmadık bir hareketsizlik hakimdi. Türk defin takımının en önünde gri gözlü çavuş, Dikenli telin ötesini, iki taraf arasında kalan sahipsiz alanı şöyle bir süzerken, buranın insan etine tahsis edilmiş olduğu izlenimi uyandı kendisinde. Sessizlik sürerken, boru tekrar çaldı ve düşman siperlerinin arkasından elinde beyaz bayrakla Avusturalyalı bir subay göründü. Türk saflarından da o anda uydurulmuş, kirli bir beyaz bayrak havaya kaldırıldı ve bir tel kesme ekibi öne çıkarak kamuflajlı keskin nişancıların bulunduğu kısmın ön tarafında dikenli engelin bir kısmını keserek yol açtı. Ardından yüz kişilik Türk defin ekibi, başlarındaki Türk çavuşla birlikte ikişerli sıra halinde, çürümüş cesetlerin bulunduğu arazi boyunca dikkatle ilerleyerek orta noktanın daha ilerisindeki bir yerde Avusturalya ekibiyle karşılaştı. Selamlar verilip, kötü bir Fransızca’yla karşılıklı formaliteler gerçekleştirilirken, ellerinde çuvallarla ikinci bir Türk ekibi, hemen Türkler’in tarafındaki dikenli tellerin önünde hayatını kaybetmiş bulunan Avusturalyalı ve Yeni Zellandalılar’la az sayıdaki Hindu askerinin cesetlerinden geriye kalanı küreme işiyle meşkul olmaya başlamışlardı bile. Defin ekipleri birbirinden ayrılıp da Avusturalyalı ekip Türk tarafına doğru ilerlerlediğinde, Türkler karşı tarafın ölülerinin bulunduğu çuvalları çoktan hazırlamışlardı ve yardımsever bir edayla çuvalları Avusturalya defin ekibine takdim ettiler. Bu sayede düşman askerlerinden hiçbiri Türk hattına 50 yarda uzaklıktan daha fazla yaklaşmayı başaramadı.

Bu arada, gri gözlü çavuşun kumandasındaki Türklerse, hızlı adımlarla ilerlediler ve Avusturalyalı’ların tellerinin önündeki cesetleri temizlemeye başladılar. Bu adamlar hassasiyetle ve yavaş çalışıyorlar, kendilerini izleyen Avusturalyalı, Yeni Zelandalı ve Hindular’a sigara ikram ediyorlardı. İçlerinden bazıları Türk subayları ve erlerin lehinde inanılmaz güzel bir Fransızca’yla konuşuyorlar ve günün kalan kısmını ekibin başındaki iki Avusturalyalı subayla geçirmek için büyük bir heves gösteriyorlardı.

“Hey Digger”, diye mırıldandı askerlerden biri diğerine, “bu adamlar bizimle dalga mı geçiyorlar?” Mide bulandırıcı kokuya karşı ağız ve burnunun üzerine mendilini kapatmıştı, Avusturalyalı’ların telinin etrafında dolaşıp duran Türkler’e manalı bir ifadeyle bakıyordu.

“Sorun nedir?” diye sordu diğeri. Bu Türkler hiçbir yere girmiyorlar. Bırak baksınlar. Biz İstanbul’a giden yolda onları temizlerken bütün deliklerini göreceğiz zaten. Bir-iki siper görmelerinden ne çıkar?”

“Bilmiyorum” dedi ilk Avusturalyalı. Gözlerini cesetlarin yattığı uçsuz bucaksız eğimli alanda gezdiriyordu. Küreğinin yanındaki Avusturalyalı üniformalı “bir cesedin etsiz kafatasına bakarken ne olduğunu anlayamıyorum” diye tekrar etti.

“Sigara, mösyö?” Geniş omuzlu, sırım gibi bir Türk çavuşu, kabartma desenlerle süslenmiş, altın bir kutuyu açarak meslektaşlarına sigara teklif etti.

“Aman Tanrım!” dedi ikinci Avusturalyalı, “Teklifini geri çeviremeyeceğim dostum. Ateşin var mı?”

Mustafa Kemal, Avusturalyalı’nın sigarasını yaktı…




Bu hikâye Ray Brock’un Hayalet Süvari adlı kitabından alıntıdır…


Çok acı ama bu gerçek. Askerlerimizin çektiklerini ama asla boyun eğmedikleri, eğmek istemediklerinin bir kanıtı ve bu kitapta kahraman Türk ordusunun nice zaferlerinden bahsediliyor. Onlara çok şey borçluyuz bunu unutmamak ve unutturmamak dileğiyle.

Bu vatan için kanını döküp Şehit olan kahramanlarımıza ithaf edilmiştir.

Yatıları yer nurla dolsun, cennet mekânları olsun…

çanakkalee

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk'ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı'ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya'ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli'deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli'nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla I. Dünya Savaşı'na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.
Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914'te "Üçlü ittifak'a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU'dur. Avrupa'da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki "üçlü itilaf"ın askere gücü günden güne artmaktadır.
Bu güç , hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.
Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası'nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya'nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.
Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya'yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya "itilaf" devletleri yanında savaşa katılacaklardı.
O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL'in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya'nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.
18 Mart 1915'te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boğazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuğunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeşitli nakliye destek gemisi ve uçak gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boğazı geçme girişiminde bulunmuştur. Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakarca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanması, 7 modern savaş gemisini ve binlerce askerini, kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Zira, Mehmetçik, düşmanı denizden bir adım bile geçirmemeye yemin etmiştir.
Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiş çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş hakkı tanımamıştır.
Bunun üzerine 25 Nisan ve 6 Ağustos 1915 tarihleri arasında düşman kara kuvvetleri Gelibolu Yarımdasına çıkarılmış olup, çıkarma şöyle özetlenebilir. Asıl kuvvetler Gelibolu Yarımadasının güney ucuna iki ayrı noktadan çıkacak ve boğazları kontrol eden tepeleri alacak, bunu başarmak için, iki tümenden oluşan bir Anzac (Avustralya ve Yeni Zelanda) Kolordusu Kabatepe bölgesine çıkacak ve iki ingiliz ve bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayından oluşan kuvvet, Seddülbahir bölgesini ele geçirecektir. Aynı anda bir aldatmaca olarak, boğazın güneyinde Kumkale bölgesinde ikinci bir çıkarma yapılacak ve bazı donanma birlikleri orada da çıkarma olacağı izlenimi vermek üzere Saroz körfezine doğru seyredecektir. Fakat, kahraman TÜRK askerinin hayatını hiçe sayarak kahramanca döğüşmesi TÜRK komutanlarının ve bilhassa Mustafa KEMAL'in üstün sevk ve idareleri sonucunda düşman başarısızlığa uğrayarak savaş, siper savaşı halini almıştır.
Gelibolu Yarımdasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve Fransızlar'ın yanısıra, bizimle hiç ilgisi olmayan Cezayir Berberilerini Sengal zencilerini, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintlileri üzerimize salmışlardır. Şair. Şu mısralarla, "Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya'yla beraber, bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler renkgarenk, sade bir hadise var ortada, vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" diyerek, bunu ne güzel dile getirmiştir.
Evet, düşman yalnızca birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünya vardı. Düşman donanması II. Dünya Savaşı'na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu savaş; yenilmez sayılan devletlerin mağlubiyetidir.
Çanakkale'de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşları verilmiştir. Bu savaşlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres'ten bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan başka çare kalmadığını bildirmiş. Alman General "Çok gelmez mi?" diye sorduğunda Mustafa Kemal, "Az gelir" diye cevap vermiştir. Ertesi gün emir gelmiş ve bütün birliklerin komutası Mustafa Kemal'e verilmiştir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceğini yarbay Mustafa Kemal'e soran ve "az gelir" cevabını alan Alman General karşısındaki Türk'ün "ATATÜRK" olduğunu yıllar sonra öğrenecektir.
Çanakkale savaşları'nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluşturmuştur. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları başlamadan kısa bir süre önce 2 Şubat 1915'te Tekirdağ'da yeni kurulacak olan 18'uncu Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve başlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaşa hazır. Seçkin bir tümen haline getirmiştir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiştir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan 1915'e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arıburnu taarruzu başlar başlamaz, kendi insiyatifi ve teşebbüsü ile emir beklemeden, Arıburnu'na yetişerek taarruza geçmiştir. Düşmanı Koca çimentepe'de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve şiddetli hücumları erimeye mahkum etmiş ve Türk'ün yiğit mehmetçiği Çanakkale'de sanki etten ve kemikten bir kale yaratmıştır.
Bütün savaşlardan farklı bir savaş malzemesi görülmüştür. Bu da "İNANÇ"tır. Topa, tüfeğe, üstün kuvvete, çeliğe karşı dimdik duran ve kafa tutan bir inanç kendini göstermiştir. Mustafa Kemal'in "size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir" dediği bu savaşlarda, herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştır.
Mustafa Kemal, bu savaşı "bu öyle alelade bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiği bir taarruzdur" diye ifade etmiştir. Burada meşhur 57'inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal'in emrine uyarak tamamen şehit olmuştur. Nitekim çeşitli milletlerden meydana gelmiş, düşman askerleri, yapışıp, kaldıkları Arıburnu'nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileri atamamışlardır.
Öncelikle İstanbul'u tehdit eden düşmanın Gelibolu Yarımdasına yaptığı bu taarruzu Kocaçimentepe'de durduran Mustafa Kemal, bu başarısından dolayı haklı olarak Albaylığa yükseltilmiştir. 6-7 Ağustos 1915'te Türk askerini yandan, yani Anafartalar'dan çevirmek isteyen Klıchner ordusu da bu bölgenin Grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal'in 10 Ağustos günü ayağının tozunu silmeden giriştiği karşı taarruz sonucunda eriyip g itmiştir. Mustafa Kemal bu savaş sırasında göğsünden bir şarapnel parçası ile yaralanmış, fakat kalbi üzerindeki saat kendisini mutlak bir ölümden kurtarmıştır.
Bu savaşların akabinde 17 Ağustos'ta Kireç tepe Zaferini 21 Ağustos'ta 2'nci Anafartalar Zaferini kazanan Mustafa Kemal, düşmanı büyük hizmete uğratarak Çanakkale Muharebelerinin kaderi belirlenmiş, 9 Ocak 1916'da düşman, Türk topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Halbuki 2 Mart 1915'te İngiliz Amiral CARDEN Londra'ya "Hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul'dayız" şeklinde mesaj çekmiş, ayrıca ingiliz orduları Başkomutanı General HAMİLTON, resmi raporunda ise, "Türkler, birbiri ardınca mükemmel taarruzlarda bulundular" diye yazmıştır. Hatta bu harekatı hazırlayarak idare eden W. CHURCHILL de hatıralarında muharebelerden bahsederken, Mustafa Kemal'in emsalsiz bir komutan, Türklüğün kaderine hakim bir deha olduğunun daha o zamanlarda anlaşıldığına işaret ederek, "bir Miralay'ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi değiştirdi" diye belirtmiştir.
Mustafa Kemal'in Çanakkale'de verdiği bütün emirler kesin ve sonuç alıcıdır. O, verdiği emirde aynen şöyle demiştir. "Benimle burada muharebe eden bilcümle askerler katiyen bilmelidir ki, yuhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım bile geri gitmek yoktur.
İstirihat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphe yoktur". 30 Nisan'daki komutanlar toplantısında Mustafa Kemal, "içimizde ve askerlerimizde Balkan Harbi'nin utancını bir daha görmektense, ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa, onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim." şeklinde kesin konuşmuştur. Çanakkale Zaferi, meydana getirdiği nihai sonuçlar açısından son derece önemlidir.



Kerem Karaöz

26 Ekim 2007 Cuma

25 Ekim 2007 Perşembe

Küçük hikaye, büyük hikayeyi yendi!

Sürekli ısıtılan, ama buharını tahliye edemeyen “düdüklü tencere” gibiydik.
Ne zamandan beri? Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden beri.
22 Temmuz seçimleri, havamızı aldı. Hayırlı olsun!
Bu arada, yüzde 10’luk barajın doğurduğu, temsil problemini de büyük ölçüde çözmüş bulunuyoruz.
Peki, ne oldu?
Bir tartışma programında ifade edildiği gibi, küçük hikaye, büyük hikayeyi yendi. Olup biten, bundan ibaret.
Büyük hikaye,
büyük mü?
İsterseniz, “büyük hikaye” denilen senaryoya biraz daha yakından bakalım.
Eğer:
* “Taş Düşebilir Ayı Çıkabilir Orkestrası” eşliğinde, “korku ve kâbus” pompalanıyorsa
* “Ulusal çıkarlar ile ulusalcıların çıkarları” arasındaki fark sırıtıyorsa
* Halkımız, “demokrasi mi-laiklik mi” türünden sahte ikilemlerle köşeye sıkıştırılıyorsa
* Siyaset ve ekonomiye ilişkin yozlaşmış yapı, sürekli devredilen ve reddedilmeyen bir miras ise
* Ülkenin “iktidar seçkinleri” (power elites) bu yozlaşmadan besleniyorlarsa ve beslendikleri düzeni değiştirmiyorlar, daha doğrusu bindikleri dalı kesmiyorlarsa
* “Kayıt dışı siyaset ve toplum mühendisleri” hastanın (ülkenin) iyileşme taleplerini tehdit olarak algılıyorsa
* Kokuşmuş düzene destek verenler ödüllendirilirken, sorgulayanlar bedel ödüyor, cezalandırılıyorsa
* Halkınıza tafra yaparak “Ben karar veririm, halk bana uyar” refleksiyle hareket ediyorsanız
* İktidarın, bir çeşit “yargı iktidarına” (juristocracy) dönüşmesine karşı çıkmıyorsanız
* Bir taraftan halkınıza cilve yaparken, diğer taraftan “cuntalara ve vesayete” göz kırpıyorsanız
* “Hukuk devleti, saydamlık ve hesap verme sorumluluğu” gibi kavramları, birer dolgu maddesi olarak görüyorsanız
* Geçmişten devralınan naftalinli evhamlardan güç alarak “çeyrek porsiyon demokrasi” ile iktifa ediyorsanız
* İttihat ve Terakki’den miras kalan “bayat ve faşist” fantezileri sahipleniyorsanız
* Egemen ideolojinin “yedek lastiği” pozisyonunda , “resmi ideoloji ve tabuların” gölgesine sığınıyorsanız
* Toplumu tepeden değiştirmeye kalkıyorsanız, “anayasal devlet” ile “anayasalı devlet” arasındaki farkın farkında değilseniz
***
İşte o zaman, büyük hikayenizin içi boşalır; böyle bir hikayeyi hiç kimseye satamazsınız.

> Hikaye bitmez!
Eğri oturalım, doğru konuşalım.
Küçük hikaye, “ekmek ve adalet” dâvâsıdır. Küçük hikaye, “küçük” değildir; büyük hikaye “büyük” değildir. Aslında her ikisi de, daha büyük bir hikayenin parçası olmak zorundadır. Daha büyük hikaye, küreselleşmedir.
Büyük hikaye, gerçekten “ulusal çıkarları” temsil ederse, güzel bir hikayedir ve küçük hikaye ile çatışmaz. Küçük hikaye ile büyük hikayeyi senkronize edebildiğimiz ölçüde, ülke rahatlar.
Hikayeyi benimsetmenin ön şartı, sandığa saygılı olmaktır; daha sonra da “hesap verme sorumluluğu” ve “saydamlık” diye bilinen iki ilkeyi hayata geçirmektir.
Meraklanmayınız! Bizim coğrafyamızda hikaye bitmez. Biri biter, biri başlar.
Yeni hikayelere hazır olalım.
***
Yeter ki, “ulusal çıkarlar” kisvesiyle “ulusalcıların çıkarları”nı savunmayalım.
Aman, ha!

atam her zaman daima her dakika gönlümüzdesin...

atatürk bize armağan ettiği yani bıraktığı bu ülkeye sahip çıkacağız çıkıyoruz her zaman destek tam destek vatana güvenelim övünelim vatan sevgisi son bir kez daha yüreğimizde gönlümüzün tam ortasında yaşıyor vatanı sevelim pkk yı dövelim...hadi hep beraber hep destek tam destek....

atam

Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,uğrunda ölen varsa o toprak vatandır!Sen Mustafa Kemal’sin! Alın terim, göznurum! Sen ölümsüz en yüce Türk! Sevincim, kuvancım, onurum… Sen yeni Türkiye’nin ilk mimarı Ilk harcı karan Çatıyı ilk atansın Sen ilk öğretmen Baş kumandan Ulu önder Şavkı yarınlara vuransın. Çarpan yürek, akan kansın Sana nasıl sesleneyim? Sen baştan başa Vatansın…
Sahipsiz vatanın batması haktır,sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır..!

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen ! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim ! ARİF NİHAT ASYA
Toprağı her nerede olursa olsun TANRI TÜRK'ü korusun ve yüceltsin
Bu ülkenin sahipleri yalnızca bu ülkeyi karsılıksız sevebBayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
ilenlerdir ATAM ÖLMEDİ ÖLEMEZ....

ŞİİRLER

YaşasIn Cumhurİyet

Coşkunuz, sevinçliyiz.
Ayrı, gayrı değiliz,
Bütün Türkler hep biriz,
Yaşasın cumhuriyet.

Dünyaya şeref saldık,
Nice ülkeler aldık,
Alnı lekesiz kaldık,
Yaşasın cumhuriyet.

Atatürk kalbimizde,
Yürürüz her gün biz de
Onun çizdiği izde,
Yaşasın cumhuriyet.

Türk, askerdir doğuştan;
Hoşlanırız boğuştan,
Bize anadır vatan,
Yaşasın cumhuriyet...

Yaşasın vatan ana,
Bağlıyız candan ona,
Ne mutlu Türk olana,
Yaşasın cumhuriyet.

Rakım ÇALAPALA


CUMHURİYET

Al yıldızlı al bayraklar,
Her yanda dalgalanıyor.
Süslendi evler, sokaklar
Renk renk ışıklar yanıyor.

Yirmi üç yıl önce bugün.
Cumhuriyet kurdu millet,
Bize büyük Atatürk'ün,
Armağanı Cumhuriyet.

En birinci vazifemiz,
Onun yolunda yürümek.
Canımız gibi koruruz,
Cumhuriyet Türklük demek.

Sevinçle, sağlıkla geçsin.
Sabahımız, akşamımız.
Kutlu olsun hepimize,
Cumhuriyet Bayramımız.

Vasfi Mahir KOCATÜRK


29 EKİM

En güzel günümüzdür,
Demokrasi ürünüdür,
Atatürk'ün eseridir,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Vatandaşın hür sesi,
Vatanımın neşesi,
Kucaklıyor herkesi,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Cumhuriyet kuruldu,
Türk'ün sesi duyuldu,
Törenlerle kutlandı,
Yirmi Dokuz Ekimler.

Fethi BOLAYIR


YAŞASIN CUMHURİYET

Akıllılar çıktı, at koşturduk,
Orta Asya'dan Tuna'ya,
Beceriksizler çıktı,
Kapandık Anadolu'ya

Kurtuluş Savaşı verdik uğrunda,
Şehit olduk, birler, binler, hepimiz,
Bağımsız yaşamak. hür vatanda gayemiz,
Yaşasın Cumhuriyet! ilelebet idaremiz.



CUMHURİYET ŞİİRİ

Çocuk:
-Dedeciğim pekçok söz edildi ondan
Cumhuriyet denerek dün okulda
Lütfen anlatır mısın bana
Düşünüp durdum gelirken yolda.

Öğretmenim sevinçle ışıltarak yüzünü
'Cumhuriyet insanlıktır' demişti.
İnsanın duyumsaması özgürlüğünü
Ve yasaların güvencesini.

Gazi Dede:
-Pek de güzel anlatmış öğretmen sizlere
Daha büyük zaferdir cephedeki zaferden
Öyle bir yol açtı ki bizlere
Adına Çağdaş Uygarlık denen.

Unutma ki güzel yavrum Cumhuriyet
Ona bağlı aydın kuşaklar ister
Ata'mız demişti ki 'O'nu bizler kurduk
Koruyup yaşatın sonsuza değin sizler'.


CUMHURİYET

Atatürk inandı
Mehmetçikler savaştı
Türk bayrağı mavi göklerde
Gururla dalgalandı

Atalarımın toprağını
Kanla sulanmış bayrağını
Verdiği güzel bağımsızlığı
Diğer nesillere de tattıralım

Tolunay AYDIN

CUMHURİYET

İnsanlar güçsüz durumdaydı

Haklarını savunamamaktaydı

Çünkü halk çaresizdi

Umutları tükenmişti



Bir aydınlık geldi

Vatana millete umut geldi

Atatürk geldi

Cumhuriyeti getirdi



Bayramların bayramını yaptılar

Cumhuriyeti kutladılar

Sevinçle coştular

Atatürk'ü kutladılar.



ATATÜRK VE CUMHURİYET


Baş eğmişken önünde altı asır her zorluk,
Göçtü bir çınar gibi koca imparatorluk!..
Çatırdattı bu göçüş göklerini vatanın,
Duyunca silkindi Türk narasını "Ata"nın!...

Haykırdı kadın, erkek: "İhtilâl var, ihtilâl"!
Çiğnenemez yerlerde mübarek, şanlı hilâl...
Alev alev bayrağım kızıllıklarda yandı,
Bütün millet "Kemal"in etrafında toplandı!..

Dönünce yurt ananın gözleri bir pınara
Can verdi ulu tanrım bu devrilen çınara!..
Saldı o yeniden kök, filiz, gövde, dal budak:
Irkının şahlanışı ısırttı "Garb"a dudak!..

Çekince Mehmetçik'ler kılıçları kınından,
Göl göl oldu her taraf korkak düşman kanından!
Birleşti siperlerde gazilerle, şehitler,
Yeni bir düzen verdi dünyaya koç yiğitler!..

Dile gelince otuz asırlık şanlı mazi,
Türk'ün kara bahtını ağarttı "Büyük Gazi"!..
Son verip bu cenkte biz binbir kötü niyete,
Kavuştuk sevgilimiz: İstiklâl, hürriyetle!..

Değildir zindan artık bize Anadolu'muz,
Cumhuriyet nuruyla aydınlandı yolumuz!..
Onun kutsal sevgisi taşıyor içimizden,
Gökler dolusu selâm, ölmez "Ata"ya bizden!..

Cemal Oğuz ÖCAL

CUMHURİYET

Biziz bu memleketin,
Kanı, iliği, eti,
Yirmi dokuz Ekim'de,
Kurduk Cumhuriyeti.

Yirmi dokuz Ekim'de,
Yeni bir ay parladı.
İşte bu parlak ayın,
Cumhuriyettir adı.

Yirmi dokuz Ekim'de,
Bütün ışıklar yansın,
Caddeler baştan başa,
Bayraklarla donansın.

Elele tutuşalım,
Hiç değişmez bu niyet,
Yaşasın Türk Milleti,
Yaşasın Cumhuriyet.


Halil SOYUER



CUMHURİYET BAYRAMI

Bir zamanlar yurdumuzda
Bir başka devlet varmış,
Başındaki padişah
Ne isterse yaparmış.

Millet onun yanında
Köle imiş, kul imiş,
Türklerin vatanında
Yıllar sürmüş bu gidiş.

Vatan kalmış bakımsız
Millet fakir perişan
Sönüp gitmiş eski hız
Yurda saldırmış düşman.

Atatürk padişaha
Düşmana karşı durmuş,
Yurdumuzu kurtarmış
Cumhuriyeti kurmuş.


İ.Hakkı TALAS




29 Ekim

Cumhuriyet bayramı
Geldi bize ne mutlu !
Bayraklarla donattık,
Güzel okulumuzu.

Sokaklarda, evlerde
Al bayrak dalgalanır.
Onun o al rengini
Bütün bir dünya tanır.

Yirmi dokuz Ekimi
Karşılarız neşeyle
Çünkü bugün erdik,
Büyük Cumhuriyet'e

Yürüyün arkadaşlar
Hep ileri koşalım,
Bugün bayramımız var,
Gelin bayramlaşalım.


Ali PÜSKÜLLÜOĞLU





Cumhurİyet

Tarifin fazilettir,
Başkası eziyettir.
Tek hâkimin millettir,
Cumhuriyet çok yaşa.

Koruyacak millettir,
Yaşaman bir servettir,
Türk olmak bir şereftir,
Cumhuriyet çok yaşa.

Çarpan tek bir yürektir,
Hür yaşamak gerekir,
Anmak büyük şereftir,
Cumhuriyet çok yaşa.

Karanlıklar yok ettin,
Dünyaya sevgi ektin,
Sen bulunmaz nimettin,
Cumhuriyet çok yaşa.

Hüseyin KARADENİZ





Cumhurİyet Güneşİ

Cumhuriyetten önce,
Köle gibiydi millet.
Sade bir tek kişinin,
Emrindeydi memleket.

Yoksulluk, bilgisizlik,
Sardı dört yanımızı.
Yaşardık, dişimize
Takarak canımızı.

Düşmanlar da üstelik,
Saldırınca vatana.
Başkaldırdı Atatürk,
Yurdumuzu satana.

Toplanıp etrafına,
Dünyaya ateş açtık.
Dört yıl yokluk içinde,
Kahramanca savaştık.

Nihayet temizlendi,
Yabancılardan vatan.
Cumhuriyet güneşi,
Parladı işte o an.

Onun ışıklarıyla,
Kavuştuk hürriyete.
Her gün bir bayram etsen
Azdır cumhuriyete.

Fahrünissa ELMALI



En Sevinçli Günümüz

Cumhuriyet Bayramı
En sevinçli gün bize.
Diye söze başladı,
Öğretmenim dün bize.

Kurtuluş Savaşı'nı,
Kazanınca ordumuz,
Temizlendi düşmandan,
Baştan başa yurdumuz.

Padişahlık devrini,
Temelinden devirdik.
Yurdumuzu apaydın,
Bir cennete çevirdik.

İsmail Hakkı SUNAT



Cumhuriyet Bayramı

Ay-yıldızlı bayrağım,
Semaları donatmış.
Bugün bayram var diye,
Şafak erkenden atmış.

Yüksek tanklar süslemiş,
Caddeleri, yolları.
Bugün gözler ilerde,
Bugün başlar yukarı.

Akın akın insanlar,
Meydanlara koşuyor.
Bugün bayram var diye,
Bütün millet coşuyor.

Bu güzel Cumhuriyet,
Devletimin temeli.
El üstünde yaşatmak,
Hepimizin emeli.

İ.Hakkı TALAS




Cumhuriyet

Türk milleti savaştı
Yüce istiklâl için,
Sonunda temelini
Attı Cumhuriyetin.

Atamızın yolunda
Her zorluğu aşarız,
Biz sağlam Türk gençleri,
Neş’e ile coşarız.

Bin dokuz yüz yirmi üç
Yirmi Dokuz Ekimde,
Şan ve şeref içinde
Erdik Cumhuriyete.

Var olsun Cumhuriyet
Yaşasın Türk Milleti,
Bizler yaşatacağız
Şanlı Cumhuriyeti.

Ali PÜSKÜLLÜOĞLU





cumhurİyet geldİ yİne

davullar çalacak
yine alanlar dolacak
yine oyun oynanacak
cumhuriyet geldi diye
yine taklar kurulacak
yine bayrak asılacak
yine tören yapılacak
cumhuriyet geldi diye
Türk çocuğu sevinecek
büyük şölen verilecek
yurtta coşku verilecek
cumhuriyet geldi diye
gelin hep birlik olalım
halay çekip oynayalım
çaylara köprü kuralım
cumhuriyet geldi diye

Gönderen: Gökçenur sarıcı





Cumhuriyet

Hani bulutlu gökte birden şimşek çakar ya!
O zifiri karanlık birden aydınlanır ya!
Hani kurak bir yazda, birden yağmur yağar ya!
İşte öyle bir günde kuruldu Cumhuriyet

Bu öyle bir ışık ki bir daha sönmeyecek,
Bu yola baş koyanlar, geriye dönmeyecek.
İlelebet sürecek, bu sevda dinmeyecek
Bir Deha nın peşinde kuruldu cumhuriyet.

İman zırhlı göğüsler siper olur düşmana,
Babam olsa acımam, dil uzatsa vatana.
Değil yerde yaşayan, topraklarda yatana,
Dönülmez söz verdikte kuruldu cumhuriyet.

Emanettir gençliğe Atam böyle söyledi
Canınız pahasına onu koruyun dedi.
Gençlik bir cevap verdi, yerler gökler inledi.
Böylesi gönüllerde kuruldu cumhuriyet.

Atam sen müsterih ol, biz senin emrinizdeyiz
Mukaddes emanete bir zarar verdirmeyiz.
Canımızı verirde bundan geri dönmeyiz.
Şehitler sayesinde kuruldu cumhuriyet

Kasım Kaplan





Yaşasın Cumhuriyet

Türklerin karşısında iki kat eğilenler,
Yeniden baş kaldırdı, tarihte pes edenler.
Karıştı Osmanlı’nın gecesi ve gündüzü,
Unutmuş olmalıydı Türk tarihi bilenler.

İşgalci askerleri, paylaştı yurdumuzda,
Topladı silahları, dağıttı ordumuzu.
Yurduma yönelmişti düşmanın dönmüş gözü,
Çakallar çevirmişti bu hasta kurdumuzu.

Bir aslan doğdu kurttan, mavi göz, sarı yele,
Daldı vahşi sürüye olanca heybetiyle.
Çeliktendi yüreği, cevherdi onun sözü,
Zafer zafer dolaştı ardında milletiyle.

Kahretti düşmanları, canlandırdı millet,
Başşehir Ankara yeniledi devleti.
Işıktı onun yolu, yere düşmezdi sözü,
Ve Millet Meclisinde kurdu Cumhuriyeti.

Bayram edin çocuklar hakkınız bayram sizin,
Bu gün en kutsal günü, bayramı ülkemizin…
Al yıldızlı bayraklar Mavi Semanın süsü,
Sonsuza dek başlarda tacımız hepimizin.

Cumhuriyet bizlere ulaştı bin çileyle,
O kahraman ordumuz birleşti milletiyle.
Artık mahzun değiller, şehidi ve öksüzü,
Yaşasın Türk milleti bu yüce devletiyle.

Kasım Kaplan

CUMHURİYET GÜNEŞİ

Cumhuriyetten önce,
Köle gibiydi millet.
Sade bir tek kişinin,
Emrindeydi memleket.

Yoksulluk, bilgisizlik,
Sardı dört yanımızı.
Yaşardık, dişimize
Takarak canımızı.

Düşmanlar da üstelik,
Saldırınca vatana.
Başkaldırdı Atatürk,
Yurdumuzu satana.

Toplanıp etrafına,
Dünyaya ateş açtık.
Dört yıl yokluk içinde,
Kahramanca savaştık.

Nihayet temizlendi,
Yabancılardan vatan.
Cumhuriyet güneşi,
Parladı işte o an.

Onun ışıklarıyla,
Kavuştuk hürriyete.
Her gün bir bayram etsen
Azdır cumhuriyete.

Fahrünissa ELMALI

cumhuriyet bayramı

Baş eğmişken önünde altı asır her zorluk,
Göçtü bir çınar gibi koca imparatorluk!..
Çatırdattı bu göçüş göklerini vatanın,
Duyunca silkindi Türk narasını "Ata"nın!...

Haykırdı kadın, erkek: "İhtilâl var, ihtilâl"!
Çiğnenemez yerlerde mübarek, şanlı hilâl...
Alev alev bayrağım kızıllıklarda yandı,
Bütün millet "Kemal"in etrafında toplandı!..

Dönünce yurt ananın gözleri bir pınara
Can verdi ulu tanrım bu devrilen çınara!..
Saldı o yeniden kök, filiz, gövde, dal budak:
Irkının şahlanışı ısırttı "Garb"a dudak!..

Çekince Mehmetçik'ler kılıçları kınından,
Göl göl oldu her taraf korkak düşman kanından!
Birleşti siperlerde gazilerle, şehitler,
Yeni bir düzen verdi dünyaya koç yiğitler!..

Dile gelince otuz asırlık şanlı mazi,
Türk'ün kara bahtını ağarttı "Büyük Gazi"!..
Son verip bu cenkte biz binbir kötü niyete,
Kavuştuk sevgilimiz: İstiklâl, hürriyetle!..

Değildir zindan artık bize Anadolu'muz,
Cumhuriyet nuruyla aydınlandı yolumuz!..
Onun kutsal sevgisi taşıyor içimizden,
Gökler dolusu selâm, ölmez "Ata"ya bizden!..

Cemal Oğuz ÖCAL

29 ekim cumhuriyet bayramı

Al yıldızlı al bayraklar,
Her yanda dalgalanıyor.
Süslendi evler, sokaklar
Renk renk ışıklar yanıyor.

Yirmi üç yıl önce bugün.
Cumhuriyet kurdu millet,
Bize büyük Atatürk'ün,
Armağanı Cumhuriyet.

En birinci vazifemiz,
Onun yolunda yürümek.
Canımız gibi koruruz,
Cumhuriyet Türklük demek.

Sevinçle, sağlıkla geçsin.
Sabahımız, akşamımız.
Kutlu olsun hepimize,
Cumhuriyet Bayramımız.

Vasfi Mahir KOCATÜRK

yaşasın CUMHURİYET

Coşkunuz, sevinçliyiz.
Ayrı, gayrı değiliz,
Bütün Türkler hep biriz,
Yaşasın cumhuriyet.

Dünyaya şeref saldık,
Nice ülkeler aldık,
Alnı lekesiz kaldık,
Yaşasın cumhuriyet.

Atatürk kalbimizde,
Yürürüz her gün biz de
Onun çizdiği izde,
Yaşasın cumhuriyet.

Türk, askerdir doğuştan;
Hoşlanırız boğuştan,
Bize anadır vatan,
Yaşasın cumhuriyet...

Yaşasın vatan ana,
Bağlıyız candan ona,
Ne mutlu Türk olana,
Yaşasın cumhuriyet

cumhuriyet

Altmışbirinci yılı
Yaşasın Cumhuriyet
Biz de çalak kavalı
Yaşasın Cumhuriyet

Altmışbir yıl övdüğüm
Davulunu dövdüğüm
Hay gözünü sevdiğim
Yaşasın Cumhuriyet!

Çok şükür dipdiriyiz
Kim demiş ki geriyiz?
Yamyamdan ileriyiz
Yaşasın Cumhuriyet!

Kulaklarım duymasın
Duyup ele uymasın
Varsın karnım doymasın
Yaşasın Cumhuriyet!

Yoksa bir suyum yoktur
Başka da neyim yoktur
Heykelsiz köyüm yoktur
Yaşasın Cumhuriyet!

Köyde herşey şahane
Enerji yok,bahane
Tezek var ya daha ne
Yaşasın Cumhuriyet!

Ne ararsan ara bol
Ceryan yoksa çıra bol
Su mu yoktur bira bol
Yaşasın Cumhuriyet!

Meyhane kerhane bar,
Gidene camii de var.
Biz laik'iz o kadar
Yaşasın cumhuriyet!

Bu devir neşe devri,
Ye iş yat yaşa devri
Sultan yok paşa devri
Yaşasın Cumhuriyet!

Azerbaycan yetimmiş
Batı Trakya kimmiş?
O işler eskidenmiş
Yaşasın Cumhuriyet!

Kerkük Musul şu anda
Boğulsun varsın kanda
Sulh var yurtta cihanda
Yaşasın Cumhuriyet!

Ya bu terör kargaşa
Canım gardaş gardaşa
Kapılmayın telaşa
Yaşasın cumhuriyet!

Arif be artık yetsin
Bu destan burda bitsin
Allah bizi affetsin
Yaşasın cumhuriyet!

Ozan Arif

ezan dinmez,bayrak inmez,şehitler ölmez,vatan bölünmez...

tüm izmirliler sokak sokak dolaşarak heryere gittiler ve EZAN DİNMEZ,BAYRAK İNMEZ,ŞEHİTLER ÖLMEZ,VATAN BÖLÜNMEZ...diye bağırarak sokak sokak gezdiler karşıyaka,konak,alsancak,bornavo,balçova,gaziemir ve evka 7 sokak sokak gezip bağırdılar ve ooo ahlaksız apoya APONUN PİÇLERİ YILDIRAMAZ BİZLERİ diyerek sözlendiler veya KAHROLSUN PKK diye bağırarak karşılık verirler...terorlere nanet yağsın inşallah oo şehitlerimizin ne suçu vardıda oralarda savaşırken askerlik yaparken öldüler ve işte bu izmirlilaker terorü nanetliyor her akşam sokak sokak gezdikleri bu yerlerde lambalar 9.30 da yanıp sönüyor yanıp sönüyordu...Ve o anlarda hepsi ve tüm herkez dün akşam evka 7 de toplanıp gaziemire gittik.ve Bu gaziemirlilerde alkışladılar.Bu akşam da gene gezicez 29 ekim e kadar böyle devam edecek...ve bu gösterilerde böyle tamamlan mış olacak...gaziemirdede gaziemir uyuma şehidine sahip çık deriz ve evka 7 dede evkaa uyumaa şehidine sahip çık denir.Ve bu gösteriler tamamlanır.....

10 Ekim 2007 Çarşamba

www.alicanyildirim.blogspot.com

çok eğlenicezzzzzz çokkkkkk vallaha billahaa ohhh iyiki sitemde var vallaaa www.alicanyildirim.blogspot.com herkeze bu siteyi yayın herkez girsin bu siteye bilsin haydi müzik dinleyelim....

9 Ekim 2007 Salı

ALLAHIMA DUA

Allahım sen affedicisin affı seversin benide affet yarapbim.

HOŞGELDİNİZZ....

blogcu veya blogspotlardan bana ulaşabilirsiniz...www.alicanyildirim.blogspot.com bu site bir konuyla ilgili değil ama çok eğlenicez herhaldee hehe...mesela oyunlar oynayarak müzik dinleyerek çok eğlenicez emin olunn....bence yani siz eğlenirseniz bende sayenizde çokkkk eğlenicem okeyy....